Tarihsel Bellek

KANLI PAZAR (16 Şubat 1969 ) – Hasan Köse

KANLI PAZAR ( 16 Subat 1969)

Devrimci gençlik ABD emperyalizmine karşı yürüttüğü mücadele tutumuyla açık bir şekilde başta Demirel hükümeti olmak üzere, Türkeş önderliğindeki faşistlerin ve islami gericilerin boy hedefi haline gelmişti. Türkeş önderliğinde 45 ilde kurulmuş bulunan toplam 49 „Komando kampında” Amerikalı „iç savaş uzmanları” sağcı gençlere „sabotaj, suikast” yöntemleri göstererek eğiliyor ve silahlı mücadeleye hazırlıyordular.

Bu faşist hazırlık, hiç şüphesiz anti emperyalist gençlik mücadelesini „Barışçıl ve silahsız” genel konumundan uzaklaştırarak, zamansız ve hazırlıksız bir silahlı mücadele içine çekerek ezmek ve yok etmek istiyordu.
16 Şubat 1969 da devrimci gençlik „yasal izin alarak” büyük bir anti emperyalist miting düzenlemek istedi. Onbini aşkın insan „Beyazıt’da, Hürriyet meydanından Taksim’e yüriiyecek, burada konuşacak ve dağılacaktı.”Ancak gizli ellerin hazırladığı „Kanlı Plan” bilinmiyordu. Miting kana bulanmallydı. Düğmeye, birileri basmıştı, geriye dönüş olmazdı. Tamamen devletin denetimi ve gözetimi altında gelişen, faşist ve gerici güçlerin bu kanlı tezgahını daha yakında irdelemek için olayların gelişim seyrini bilmekten yarar var.
Muzaffer İlhan Erdost, 16 Şubat’a geliş sürecini bazı kesitleriyle şöyle anlatıyor.
„27 Ağustos 1964. Türkiye’de Amerika ve Yunanistan alehine gösteriler yapıldı. 9 Nisan 1966. İstanbul”da 6. filo karşıtı gösteriler, 8 Eylül 1966. Gazeteci İlhami Soysal kaçırıldı, dövülmüş olarak bir tarlaya atıldı. 7 Ekim 1968. Istanbul’da 6. filo karşıtı gösteriler yapıldı. 30 Mart 1968. MTTB (Milli Türk Talebe Birliği), Ankara’da „milli şahlanış Mitingi düzenledi. “Yasamız ordumuz, İslamiyettir yolumuz” sloganı kullanıldı, 15 Mayıs 1968. “NATO’ya Hayır Haftasında” 106 öğrenci gözaltına alındı. 15 Temmuz 1968. 6.fllo İstanbula geldi. Göstericilerle toplum polisi çatıştı.
17 Temmuz 1968. İTÜ yurdunu basan toplum polisi Vedat Demircloğlu”nu pencereden attı. 6 Ocak 1969. ABD Büyükelçisi Commer“in arabası ODTÜ’de yakıldı. 16 Şubat 1969. Kanlı Pazar, 2 ölü 200 yaralı.”
M.İlhan Erdost’un özetlediği gelişmeler, „Kanlı Pazar” öncesnin çekilmiş genel bir resmidir. Hiç şüpehesiz tüm gelişmelerin özeti değildir. Faşist ve islami gerici güçlerin ellerinde bulundurdukları, dernek, parti, Cami, basın organları ve ikdidar olanaklarıyla gençlik mücadelesine karşı „Cihat” hazırlığı içinde olduklarını ve bu yönde hertürlü yalan ve kışkıtmaya başvurarak toplumu gerici amaçlarına ortak etmeye çalıştıklarını belirtelim.
Kanlı Pazar olaylarının baş kışkırtıcılarından biri, bugün hala „Islanıcı yazar” olarak „Milli Gazete” de köşe yazarlığı yapan Mehmet Şevket Eygi adlı şahıstır.
Amerikan emperyalizminin „Yeşil Kuşak” tezgahının bugün bile, gönüllü ve sadık savunucusu bu zat, 1969’da „Bugün Gazetesinde” devrimci gençliği karalıyarak şöyle yazıyordu:
„Büyük fırtına patlamak üzeredir. Müslümanlar ile Kızıl Kafirler arasında topyekün bir savaş kaçınılmaz hala gelmiştir… Müslüman kardeşim, sen bu savaşta bitaraf kalamazsın. Ben namazımı kılar, tespihimi çekerim, etliye sütlüye karışmam deyipde zulum edenlerden olma, gözünü aç bak..onlarda taş,sopa, demir, molotof kokteylimi var ? Biz de aynı silahları kullanmaktan aciz değiliz… Cihat eden zelil olmaz, sağ kalırsa gazi olur. Canını veren şehitlik şerefini kazanır..Ezanlar susturulmasın .. Müslümanlar Komünizimle çarpışan devlet kuvetlerine yardımcı olsunlar…” (Alıntılar Kurtuluş dergisi Nisan 2000)
Kapitalizme, emperyalizme karşı olduğunu her fırsatta yineleyen M.Ş.Eygi adlı zat, geçmişteki ispiyoncu ve kışkırtıcı tutumunu bugünde savunmakta ve sürdürmektedir. Hürriyet köşe yazarlarından Ahmet Hakan’la 2007 Kasım ayında girdiği polemikte, geçmiş tutumunu ısrarla savunuyor ve ,,..bugün de aynı durum olsa, yine aynı şeyi yaparım” diyebiliyor. Komünizme karşı savaşta „herşey mübahtır” tezini Kuran’dan alıntılar yaparak destekliyor. Bu konum „islami kesimin” değişmez karekteridir, ve ayrıca kapitalizme, emperyalizme karşi duruşlarını gösterir.
16 Şubat olayları öncesi hiç kuşkusuz başka kışkırtıcı, piyonlar da vardı. Bunlardan biri de „Komünizme Karşı Mücadele Dernekleri „ başkanı İlhan Darendelioğlu idi.
MTTB’nin Çağaloğlu’ndaki merkezinde bu kışkırtıcı şöyle diyordu. „ ..Pazar günü komünistler mitıng yapacak , biz bu mitingde savaşacağız. Silahı olan silahıyla, olmayan baltasıyla gelsin..”. Kaynak Kurtuluş dergisinin 2000 Nisan sayısı.
Kışkırtıcılar ve Hükümet yetkilileri, anti emperyalist mitingi kana bulamak için her türlü yola başvurarak hazırlıklarını yaptılar. Camilerde „Devrimci gençliğin dinsiz kafirler olduğu, ülkeyi „Rusya’ya satmak istedikleri” söyleniyor ve kitleler „Cihada çağrılıyordu. Hükümetin tamamen himayesinde yapılan bu tür kışkırtıcı faliyetler karşılıksız kalmadı. Binlerce faşist ve islamcı gerici gürüh, silahlanarak eylem alanına saldırı için hazır kıta bekletiliyordu.
16 Şubat sabahı onbinlerce devrimci genç, Taksim alanına doğru yürüyüşe geçti. Korteji oluşturan on binlerden sadece bin kadarı Taksim alanına girmişti ki, Toplum Polisi yürüyüş kortejini böldü. Ana gövde böylece alana sokulmadı. Sabahın erken saatlerinde alanın etrafında pusu kurmuş bulunan gericiler, alandaki bin kadar gence azgınca saldırdılar. Ellerinde, Balta, Bıçak, Satır ve daha başka kesici ve öldürücü aletler vardı. Komünizm karşıtı sloganlarla saldırı başladı. Devrimci gençlik bu sinsi ve kahpe saldırıya hazırlıklı değildi, buna rağmen yiğitce dövüştüler. iki arkadaşlarını genci güruh kahpece öldürmüştü, yüzü aşkın yaralı vardı. Gençliğin ana gövdesi bir türlü Taksim alanına giremiyordu, toplum polisi açık bir şekilde saldırganlara taraftı. İstiklal caddesi ve Sıraselviler yönüne doğru hamle yapan devrimcilere bu kez toplum polisi pusu kurmuştu. Gericiler ve polis çemberinde sıkıştırılan gençlik daha fazla zaiat vermemek için guruplar halinde ara sokaklara dağıldı. İki ölü, yüzlerce yaralı ve yüzlerce gözaltı ve tutuklu, işte eylemin kısa bilançosu buydu.
Tarihe „Kanlı Pazar” olayı olarak geçen bu eylemi dönemin Hürriyet Gazetesi manşetine:
“kardeş kavgası” olarak taşıyordu…
Tercüman Gazetesi yazarlarından Rauf Tamer, “Kabadayılar” başlıklı yazısında saldırgan gericileri „kabadayılar” olarak selamlıyor ve „anarşist gençlere karşı” yiğitce dövüştüklerini yazarak destekliyordu.
Başbakan Süleyman Demirel, açık bir biçimde gerci saldırgan guruba arka çıkıyordu. Ona göre, bu olay „tahrike kapılan halkın karşı hareketi” olarak görülmelidir. Yani „dinsiz, kafir, Anarşist gençliğe “karşi „halk gerekeni’ yapmıştı..
1970″li yıllarda hergün onlarca sol görüşlü insanın faşistlerce öldürüldüğü, bir dönemde bile, „Bana sağcılar adam öldürüyor,cinayet işliyor dedirtemezsiniz” dieyen Demirel’den başka türlü bir tutum zaten beklenemezdi..
Kanlı Pazar olayı bağlamında bizim üzerinde durmak istediğimiz asil konu „Siyasal İslamcı” kesimin tutumudur.
Bu kesim, söylemde çokca anti kapitalist, anti emperyalist olduklarını vurgularlar.
Oysa somut bu olayda ve sonraki gelişmelerde tamemen tersi bir tutum içinde olduklarını biliyoruz.
1979 Iran islam devrimi ile birlikte ülkemizde de „siyasal islamcı” akım, ABD ve „kapitalizm karşıtı„ bir söylem ve eylem geliştirdi. 1990’ın ilk başlarına kadar bu tutum devam etti, ne varki bu dönemde bile, ABD emperyalizmine karşı ciddi radikal bir karşıkoyuş göstermediler. Türkiye’deki ikdidar dalaşında geleceklerini başta ABD emperyalizmi olmak üzere büyük batılı emperyalist devletlerle işbirliği ve uşaklık ilişkilerinde gördükleri için 80”li yıllardaki söylemlerini de terkettiler. Bugün başta AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) olmak üzere bu „siyaysal islamcı” damardan gelen tüm kesimler, emperyalizme ve kapitalizme daha fazla yamanma, daha fazla bağımlı olma yarışı içindedirler. Bunlar zerre kadar „anti emperyalist, anti kapitalist” değiller.
Bütün bu gerçek olgular ülkemizdeki “ Sünni İslami Muhalefetin” politik duruşunu açıkca göstermektedir.
Bu bağlamda, 68 kuşağı olarak bilinen kesimin hiçte küçümsenemez bir bölümünün geçmişte kendilerine „satır, bıçak, Balta” ile saldıranlarla omuz omuza, yan yana, yürüdüklerini de belirtmek istiyoruz. “ Ilımlı İslam” da demokrasi umanların bu durumu ibret vericidir. Bu tarihin bir cilvesi mi, yoksa sınıf mücadelesinin zorunlu sonucu mu?
Buna da siz karar verin..
Hasan Köse

Etiketler