Ana Sayfa Haberler Kuruluşunun 95. yılında değişmeyen karakter: FAŞİZM!

Kuruluşunun 95. yılında değişmeyen karakter: FAŞİZM!

TC. nin kuruluşundan bu yana 95 yıl geçti. 95. yılı törenleri yapılırken ; hala “ yerli “ ve “ Milli “ söylemlerinde bulunan faşist devletin yetkili ağızları , aslında kendilerinin uşaklığını itiraf etmiş oluyorlar. Onlar kendilerinin ; emperyalistlerin uşakları olduklarını çok iyi biliyorlar. Onların “Yerli” , “ Milli “ söylemleri geniş halk yığınlarını , kendi çıkarları için kullanabilme , kandırabilme , kendi politikalarına alet edebilme istemlerinden ötürüdür. Onlar Uşak doğdular, Uşak olarak yaşıyorlar ve uşak olarak ölecekler. Emperyalist efendilerinin dışında hareket edemezler . Efendilerine boyun eğmediklerinde “ Kara deliğe “ süpürüleceklerini çok iyi biliyorlar.
Tarih sahnesine çıkan burjuvazi, ilerici barutunu yitirmesiyle birlikte; toplumsal- tarihsel gelişmenin önünde tıkaç olmuştur.
Kapitalizmin 1900 lerin başlarında emperyalizm aşamasına evrilmesiyle, faşizm ilk olarak 1922-27 yılları arasında İtalya’da Benito Mussolini tarafından “ Ulusal Faşist Parti “ nin kurulmasıyla ortaya çıkmıştır. İtalya’nın yanında 1933 de Almanya’da Adolf Hitler, 1939 da İspanya da Francesko Franko, 1933 den itibaren Portekiz de Salazar diktatörlüğü tarihe zulümleriyle geçenlerdir .
Viyana kapılarına dayanan, yedi düvele nam salan Osmanlı’nın dağılmasıyla, emperyalistlerin ülkeyi işgal edişi ve Milli kurtuluş savaşının başlaması sürecinde ; Mustafa Kemal önderliğindeki Kemalistler işgale karşı başlatılan mücadelenin önderliğini ele geçirmiş ve Milli Kurtuluş savaşına kendi sınıf damgalarını vurmuşlardır. Türkiye proletaryasının Komünist önderi İbrahim Kaypakkaya, Kemalist devrimi ve 95. yılı kutlanan Türkiye Cumhuriyetini bilimsel bir tarzda analiz etmiş ve “ faşist bir diktatörlük “ olduğunu vurgulamıştır.
Kemalist diktatörlüğün İşçi – köylü, emekçi düşmanı olduğunu örnekleriyle açıklamıştır Bu konuda Şunurov yoldaşın değerlendirme ve verilerine de dayanarak, özellikle Kemalist Diktatörlüğün azınlık Milliyetlere ve Kürt milletine uyguladığı baskı ve katliamlarına ilişkin şu tespitleri yapmıştır.
“ Kemalist diktatörlük azınlık milliyetlerin , özellikle Kürt milletinin bütün haklarını gaspetti . Onları zorla Türkleştirmeye girişti. Dillerini yasakladı. Zaman zaman başgösteren Kürt Milli hareketini , bazı Kürt feodalleriyle de el ele vererek insafsızca ezdi , peşinden kitle katliamlarına girişti , kadın erkek çoluk çocuk , genç ihtiyar , binlerce insanı katletti “askeri yasak bölge” ilanlarıyla “ örfi idare” zorbalıklarıyla Kürt halkı için hayati çekilmez hale getirdi. Sadece Dersim ayaklanmasından sonra katledilen Kürt köylülerinin sayısı 80.000 in üstündedir Lozanda Kürt Ülüşünün kendi kaderini tayin hakkı alçakça çiğnendi Kemalistlerle emperyalistler ,Kürt ulusunun kendi istek ve eğilimini hiçe sayarak pazarlıkla Kürdistan bölgesini çeşitli devletler arasında böldüler “
Yine devamla ; “ Kemalist diktatörlük Türk şovenizmini körüklemeye girişti Tarihi yeni baştan kaleme alarak , bütün milletlerin Türklerden türediği şeklinde ırkçı ve faşist teoriyi piyasaya sürdü Diğer azınlık milliyetlerin tarihini kitaplardan tamamen sildi Bütün dillerin Türkçeden doğduğu şeklindeki Güneş Dil Teorisi safsatasını yaydı “ Bir Türk Dünyaya Bedeldir “ “ Ne Mutlu Türk’üm Diyene” cinsinden şovenist sloganları ülkenin her köşesine , okullara dairelere her yere soktu . Böylece çeşitli milliyetlere mensup işçiler ve emekçiler arasına Milli düşmanlık ve kin tohumları saçtı “ ( İbrahim Kaypakkaya seçme yazılar sayfa 134 )
Komünist Kaypakkaya`nında belirttiği gibi ; faşist Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu ; işçi – köylü , azınlık milliyetler ve Kürt Milletine baskı ve katliamlar üzerinde olmuştur. Kuruluş harcında kan ve zulüm vardır. 1927 yılında Fransızlara ait Adana – Nusaybin demiryolunda çalışan işçilerin hak talepleri Kemalist Diktatörlük tarafından kanla bastırılmıştır . İşçi ve ailelerine ateş edilerek tren rayları kana bulanmış ve 22 işçi önderi tutuklanmıştır . İşçi – köylü , memur , emeğiyle geçinen halklarımıza karşı düşmanlığı Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan günümüze kadar devam etmiştir.Kemalist Diktatörlüğün ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin faşist yüzünü , emperyalistlerle olan bağını, uşak niteliğini gerçek anlamda doğru tahlil eden, Türkiye proletaryasının Komünist Önderi İbrahim Kaypakkaya`dır.
Öte yandan ; Kemalist faşist diktatörlüğün yalan ve milliyetçilikle bezenmiş ırkçı şovenist propagandasından geniş yığınlar ciddi derecede etkilenmişlerdir. 71 devrimci çıkışının önderlerinden önemli bir kesimde şovenist ideolojiden köklü kopuşu sağlayamadılar. İdam sehpalarına korkusuzca yürüyen yiğit devrimci Deniz Gezmiş dahi  mahkeme salonlarında “ Mustafa Kemal’in gerçek savunucuları bizleriz” diyebilmiştir.
Türkiye Devrimci Hareketi uzun yıllar Kemalizm hayranlığından , faşist ideolojisinden köklü kopuş sağlayamadı. Hatta 80 ler öncesinde faşist Ecevit’in iktidarda olduğu “ Karaoğlan “ döneminde Komünist Kaypakkaya`nın ardıllarının “ İktidar Namlunun Ucundadır “sloganını atmaları – duvarlara yazmaları kimi devrimci çevrelerce “ siz bu sloganla Ecevit’i kast ediyorsunuz , bunu atmayın – yazmayın “ tepkilerine bile yer yer rastlanılmıştır. Devrimcilik adına faşist Ecevit “ Karaoğlan “ a sahip çıkanlar ; daha sonra aynı faşistin Maraş Katliamını ve 19 Aralık cezaevi katliamını yönetisine tanık olacaklardı . Yoğun faşist ideolojik propagandayla bulandırılan ortamlarda , gerçeği görmek öyle kolay olmuyor . Neyseki artık günümüzde Kemalizmin ipliği pazara çıktı . Halkımızın ve devrimci çevrelerin önemli bir kısmı varolan gerçeği gördü .
Komprador büyük burjuvazi ve toprak ağalarının devleti olan faşist Türkiye Cumhuriyeti hiç bir zaman emperyalizme karşı durmadı. Tam tersine klikler birbirleriyle uşaklıkta yarıştı.TC kuruluşundan günümüze kadar hiçbir zaman tam bağımsız bir devlet olamadı. Milli Kurtuluş savaşıyla ; işgal altındaki topraklar kurtarıldı , sultanlık kaldırıldı. Fakat toplumun daha ileri gelişimi önünde Kemalistler bir tıkaç görevi gördü.1924 İzmir iktisat kongresinde emperyalistlerle vardıkları anlaşmalar ve  girdikleri ilişkiler sonucu Türkiye yarı – sömürge , yarı – feodal bir ülke olarak kaldı. Hak  ve özgürlük talebinde bulunan kesimleri baskı altına aldılar. Komünistleri, Mustafa Suphi ve yoldaşlarını katlettiler. İşçi grevlerini yasakladılar, köylü yığınlarının gelişiminin önünde, feodal  ilişkilerin devamıyla set oldular.
Milli kurtuluş savaşı sonrasında kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti ; kuruluşundan beri  faşist bir diktatörlüktür. O günden bu güne tam 95 yıl geçmiş ; özünde bir değişiklik olmamıştır . Mustafa Kemal`den başlayarak , İsmet İnönü, Celal Bayar, Adnan Menderes, Nihat Erim , Süleyman Demirel , Bülent Ecevit, Necmeddin Erbakan , Alparslan Türkeş, Kenan Evren , Turgut Özal , Erdal İnönü , Tansu Çiller ve Tayyip Erdoğan hepsi faşist, hepsi halk düşmanıdır. Hamurları, kumaşları aynıdır. Hepsi Türk komprador burjuvazi ve toprak ağalarının birer temsilcisi ve emperyalizmin uşaklarıdırlar. Faşizmin ahırı olan parlementoları da göstermeliktir. Faşist diktatörlüğün yüzünü gizlemek için bir maskedir. Kimi zaman sopa yerine havuç, kimi zaman direk sopa kullanılmıştır. Ve bu sömürücü baskıcı sistemlerinin devamı için zorunludur. Kimi zaman Türk hakim sınıflarının klikleri arasında mücadelede üst seviyelerde seyretmiştir.
Günümüzde dibe vuran, yönetme krizi yaşayan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Başkanlık sistemiyle yılanın gömlek değiştirmesi misali reorganizasyon evresine girmiştir. Böylece egemen sınıflar, baskıcı ve zorba düzenini daha kolay yönetmeye, sonunu geciktirmeye ve nefes almaya çalışmaktadırlar. Ama nafile karanlık sonunu geciktirse bile; eninde sonunda halkın gelişen mücadelesi onu ezip geçecektir. Asolan mücadeledir. Tarihin akışıdır. Sedler ve tıkaçlar eninde – sonunda aşılır. Aşılacaktır. Çeşitli milliyetlerden Türkiye proletaryası ve emekçi halkımızın örgütlü mücadelesiyle; Faşist Diktatörlük er yada geç tarihin çöplüğüne yollanacaktır..!