Ana Sayfa Haberler MERCAN SUYU KAN KIZIL MUNZURA AKTI…

MERCAN SUYU KAN KIZIL MUNZURA AKTI…

MERCAN SUYU KAN KIZIL MUNZURA AKTI…
(ALİ HAYDAR MUNZUR)

Kırk yılı aşkın bir zaman emperyalizme, faşizme, feodalizme karşı gerilla savaşı çeşitli boyutlarıyla devam ediyor. Komünist öncü önüne çıkan bir çok engele, kendi içinde ideolojik anlamda ortaya çıkan sapma ve tasfiyeci hareketlere rağmen durmaksızın sürekliliğini sağlamaya çalıştığı gerilla savaşında ısrarlı ve kararlı davranıyor.

Kaypakkaya yoldaşla başlayan bu uzun yolculuk tüm zorluklara rağmen yürütülüyor. Yürüyen devrim ve komünizm kervanına katılanlar olduğu gibi, toprağa özgürlük sevdasıyla düşen yoldaşlarımız oluyor. Düşman zalim, düşman kalleş, düşman namertçe saldırıyor. Bilinmeli ki, bu bir sınıf savaşı, bu savaşta başarılarımız kadar yenilgilerimizde olacaktır. Kazanımlarımız kadar kaybettiklerimizde olacaktır. Düşmanla işbirliği yapanlarda olacak, ihbarcı, ajanlarda bu kavgada çıkacaktır. Eğer bu bilinçle hareket edersek o zaman uzun ve zorlu, aynı zamanda bir-çok engebeli yol ve virajlarla ,dağ gibi engellerle karşılaşabileceğimizin de olabileceğini biliyoruz demektir. O nedenle kayıplarımız ne kadar ağır olursa olsun yaralarımızı sarmayı bileceğiz. Karamsarlığı, yılgınlığı yürüttüğümüz komünizm kavgasında silip bir kanara atmamız gerekiyor.

Ülkemizin sarp dağları Munzur dağları komünizm savaşçılarına bel verdikçe, Mercan suyundan bir tas kana kana içtikmi , gerillanın zafere odaklanmaktan, zaferi yakalamaktan başka bir yolu yoktur.
Bazı dönem geçici yol arkadaşlarımız alınan ağır darbelerden karamsar ve umutsuzluk çıkarabilir. Kendilerini böylesi bir çıkmaz girdap içinde görebilirler. Sınıf mücadelesinde bu tür iniş çıkışlar mutlak yaşanacaktır ve bu bizi sınıf savaşından alıkoymadığı gibi, dişe diş yürütülen sınıf savaşını zafere taşımamızı daha da kararlı davranmamızı gerekli kılıyor.

Evet yılların deneyimine sahip, kolay kolay yetişmeyen önder kadroları, önderlerimizi yitiriyoruz. Komünizm kavgasında yitirdiklerimizin bıraktığı mücadele mirası üzerinden en zor koşullarda kavganın ateşini dört bir yayma azmi ve kararlılığıyla faşist diktatörlüğe karşı devrimin kalelerini yoktan var etmeyi hedefliyoruz. Yürütülen sınıf savaşında her şey savaşın kuralları içinde sürüyor, biz bir tek canımızın bu kavgada yitirilmesini istemeyiz, lakin, kavganın töresi bu kan kanla yıkanıyor. Biz asla bunu istemiyoruz, bizim için zor kullanma bir zorunluluktur. Çünkü, faşist diktatörlük ülkemizin özgürlüğü, bağımsızlığını gerçekleştirmemiz ve insanlığın kölelik zincirinden kurtarılması yolunda başka bir çıkış yolu bırakmamıştır. Yani emperyalizme, faşizme, feodalizme ve gericiliğe karşı savaşmaktan , bunların devletlerini başlarına yıkmaktan başka yolumuz yoktur. Bir başka seçenek istisnalar hariç mümkünde değil.

Dağa çıkan gerilla senin, benim, bizim ve tüm insanlığın baskı, zülüm, açlık ve işsizlikten kurtulması için can bedeli mücadele yürütüyor, yaşamını hiçe sayarak insanlığın özgürlüğü için kendini feda ediyor. Faşist diktatörlüğün saltanatını başına yıkmak kolay değil, bizden yüz kat bin kat güçlü olan, her türlü teknik bilgi ve donanıma sahip ola n bir düşmanla savaşıyoruz. Bu savaş uzun soluklu olup onlarca yılları kapsamaktadır. Bu sebeple düşmanın en zayıf, yumuşak karnını tespit etmek, darbeyi bu yumuşak alanlarda vurarak düşmanımızın gücünü zayıflatmak, devletini başına yıkmamızın yolu kırlardan şehirlere uzun süreli halk savaşından geçiyor.., Halk savaşının ilk aşaması olan gerilla savaşını geliştirmek, taktik taarruzlar yaparak düşmanı yıpratmak ve ezilen yığınları silahlı mücadele yolunda her alanda örgütlemek asıl görevdir.Proletarya partisi fabrikalarda, köylerde, okullarda, sokaklarda, evlerde bu amaçla örgütleniyor, faşizmin zulmüne kaşı özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini hepimizin kurtuluşu için yürütüyor.

Tüm bu gerçeğimiz yanında, geçmişte olduğu gibi, bugün faşist diktatörlükle işbirliği yapanlar mevcut, bunların önemli bir kısmı faşist diktatörlüğe ajanlık yapmakta, devrimcileri, komünistleri ve yurtseverleri ihbar etmekte öldürülmelerine sebep olmaktadırlar. Son iki yılda devletin derin istihbarat örgütlenmesi sonucu, Dersim de 300 ü aşkın devrimci, Kürt yurtsever ve komünist -maoist katledildi. Devlet Dersim de devrimci ve komünistlerin etkinliğini kırmak için, stratejik örgütlenmeyi birçok dalda yapıyor. Her şey koordineli bir şekilde adım adım örgütleniyor. Dersimcilk. Alevilik, Zazacılık, Türklük ve Kürt düşmanlığı üzerinden stratijik çalışmalar yürütülüyor. İşte devrim ve komünizm düşmanları bu organizasyonun birer parçalarıdır. Son yıllarda bir kısmı “eski devrimci ” olan bir güruh devlet destekçileri tarafından devrimci örgütlenmelere karşı organize şekilde  kara propaganda yapılmaktadır. “Dersim’e sahip çıkma” adına, “Dersim’i, dilini, kültürünü koruma ve yaşatma” adına, “Alevilik, Dedelik “yapma adına, bazen de ” biz Kürt değiliz, Zaza’yız” vb kimlikleri kullanarak koordineli ve programlı şekilde devrim karşıtı örgütlenme çalışması yapmaktadırlar.
Öyle ki, bu ekip devletin yaptığı faşist zulüm ve katliamları âdeta unuttururcasına devrimcilere, Kürt ulusal kurtuluş hareketine ve özelliklede Kaypakkaya çizgisine karşı, karşı devrimci propagandayı sistematik halde yapmakta, insanları ihbarcılığa, ajanlığa teşvik etmektedirler.

Özellikle son iki, üç yıl bazında bu karşı devrimci propaganda sosyal medyada, bazı karanlık sitelerde kapsamlı ve periyodik halde yazılı ve sözlü yürütülüyor. Kaypakkayanın çizdiği güzergâhı etkisiz kılmak için, Dersim’i itibarsızlaştırmak, devletin ekseni altında egemenlik kurmak, ihanet üzerinden istedikleri makam ve mevkiler elde hesabını yapmaktadırlar.
Bazı iyi niyetli ilerici, devrimci ve yurtsever Dersimli bu karşı devrimci güruhun oyununa gelmektedir. Bazıları  bu karşı devrimci kara propagandaya alet oluyorlar. Tabi ki faşist Türk devleti boş durmuyor, özelde Dersim de, genelde T. Kürdistan`ında bu karşı devrimci kontra ekibi çelişkilerden yararlanarak örgütlenmekte, çok yönlü çalışmalar yürütmektedir. Devrimcilerin, komünistlerin, ve yurtseverlerin zaman zaman yaptıkları yanlışlar , telafisi mümkün olmayan hatalarında payı, bu karşı devrimci propaganda da kullanmada etkili oluyor..
Herşeye rağmen, Devlet destekli bu güruhun karşı devrimci propagandasına Dersim halkı esasen itibar etmemektedir. Dersim adına, Dersim halkı adına konuştuğunu söyleyen,devlet ağzıyla kara propaganda kalemşörlük yapanların aslında Dersim genelinde itibarları ve etkileri devede kıl misali yoktur gibi.. Ama “sinek birşey değil mide bulandırır ” misali bunlarda son günlerde en adi ve iğrenç şekilde hep bir ağızdan devlet koordineli çok yönlü savaş başlattılar komünist devrimcilere karşı. Son üç hafta içinde TKP/ML kurucusu Kaypakkaya ve Muzaffer Oruçoğlu üzerinden karşı devrimci saldırıyı başlatmış oldular. Günümüze kadar devrimci ve sosyalist yaşamıyla örnek bir kişilik olarak yaşayan, ülkemizde edebiyat, sanat ve siyaset alanında Kemalist ideolojiyle ve faşist Türk devletiyle arasıña uçurumdan bir set koymuştur Muzaffer Oruçoğlu. Bu eksen de Oruçoğlu devrimci mirasımızdır. Bugün Oruçoğlu şahsında yapılan karşı devrimci saldırı aslında komünistlere ve devrimcileredir. Bu gerçekliği görmemek kör olmak demektir.
Devlet eksenli başlatılan büyük psikolojik karşı devrimci saldırının amacı, devrimcileri, komünistleri Dersimde etkisiz kılmak, katledilmelerini sağlamaktr. Asıl amaç buydu. Ali boğazda, Pülümürde, Nazımiye de, Mazgirt te, Ovacık ta, Mercan da yapılan faşist karşı devrimci saldırı ve yapılan katliamlarda gösteriyor ki, bu saldırı devlet merkezli koordineli yürütülen kontra faşist saldırıdır.
Bu gibi kontra faşist saldırılara karşı devrimciler ve komünistler tedbirli ve duyarlıdır. Zaman zaman kendi hatalarından , bazense düşman istihbarat sonucu alınan ağır kayıplar ve darbeler yaşanıyor.
Bilinmeli ki yürüttüğümüz halk demokrasisi, bağımsızlık ve özgürlük savaşı faşizme karşı insanlığın kurtuluşu için verilmektedir. Bu dişe diş savaşta ezenlerin ve ezilenlerin tarafı var. Güçlü ve yüzlerce yıllık devlet yönetme, savaşma deneyimi olan zalim bir faşist devletle savaşıyoruz. Onlar bizden daha deneyimli,  ve teknik üstünlüğe sahip. Biz ise zayıfız, güçlü değiliz, savaş deneyimlerimiz az ve yetersiz. Teknolojik üstünlüğümüz yok denecek kadar az. Düşman bizden kıyaslanamayacak kadar  üstün ve gelişkin. Ama bir gerçek varki, emperyalistler, faşist diktatörlükler ve geri kapitalist burjuva devletler sömürücü ve haksız savaşlar yürütüyorlar. Biz ise bu tekelci emperyalist devletlere, onların uşağı işbirlikçi faşist, feodal devletlere karşı haklı ve meşru savaşlar yürütüyoruz.
Biliyoruz ki, sınıf mücadelesi yalnızca ülkemizde, bölgemizde yürütülmüyor. Dünyanın dört bir yanında sınıf savaşı ülkelerin özgül koşulları içinde yürütülüyor. Hindistan, Peru, Filipinler, Nepal, Brezilya  ve  ülkemizde uzun süreli halk savaşı üzerinden yürütülüyor. Gelişen, güçlenen, yenilenen, eskiyi yıkan bizler hiçte az değiliz. Yeter ki , halk savaşını doğru kavrayalım, taktik ve stratejik yolunu iyi okuyalım, yanlışlarımıza, hatalarımıza ve eksikliklerimizi karşı acımasız olalım. İşte o zaman kağıttan kaplanlar / devletler, ordular bizim karşımızda duramayacak, kar gibi eriyecektir.

Mercan Şahverdi mevkinde faşist diktatörlüğün ordusuna karşı saatlerce savaşarak direnen yoldaşlarımız, 6 TKP/ML – TiKKO Gerillası, insanlığın özgürlüğü, ülkemizin bağımsızlığı , sosyalizm ve komünizm yolunda toprağa düştüler. Mercan suyuna akan kızıl kanları MUNZURA AKTI. MUNZURA akan kızıl kanlarımız Dersim toprağın bir kez daha suladı. Bilinsinki; bu topraklarda kök salan TKP / ML yi kimse sökemez.

Hiç-bir ihanet, işbirliği ve alçaklık bizi uğruna bedeller ödediğimiz, ödeyeceğiniz yoldan alıkoyamaz. Zafer ergeç  proletarya partisi öncülüğünde ezilen emekçi yığınların olacaktir.

Devrim ve komünizm için elde silah gerilla savaşı yürüten, toprağa düşen , geleceğimize onurlu miras bırakan yoldaşlarımızın kavga bayrakları  asla yere düşmeyecektir. 6 Ağustos tarihinde Sahverdi`de toprağa düşen 6 Halk Savaşçısı’ndan biri olan İlker Tezer ( Yusuf ) ve diğer Partizanların Direnişleri ve idealleri yolumuzu aydınlatıyor.