Ana Sayfa Haberler Sison: “ÇKP Kapitalist Yolcuları Mao’nun Prestijini Kullanıyor” 

Sison: “ÇKP Kapitalist Yolcuları Mao’nun Prestijini Kullanıyor” 

Filipinler halk savaşında son günlerin öne çıkan gündemi; devlet başkanı Rodrigo Duterte’nin sözcüsü Harry Roque’nun Çarşamba günü gerçekleştirdiği basın toplantısında hükümet ile komünistlerin demokratik şemsiye örgütü NDFP (Filipinler Ulusal Demokratik Cephesi) arasında yeniden barış görüşmelerinin başlayabileceğini vurgulaması oldu. Harry Roque’ye göre süreç ciddi olarak başlatılabilir ve Filipinler Komünist Partisi kurucu lideri ve hareketin Hollanda’da bulunan lideri Prof. Jose Maria Sison’un da tutuklanmama güvencesi ile ülkeye dönebilir.

Bilindiği gibi Jose Maria Sison, Duterte’nin de üniversite döneminde eski hocası. Kendisi 1987’den bu yana Hollanda’da sürgünde yaşıyor ve hareketi yönetmeye devam ediyor. Geçtiğimiz Kasım döneminde Duterte’nin önceki barış görüşmelerini bir anda kesmesi, barış elçilerini tutuklaması ve Adalet Bakanlığı’nın hızla FKP ve silahlı kolu NDA’yı terörist ilan etmesi ile süreç yeniden kopmuş ve karşılıklı sert açıklamalarla mücadele kaldığı yerden devam etmişti.

Prof. Sison barış görüşmelerine olumlu yaklaştığını ve devrimcilerin eğer devlet güçleri çeşitli koşulları yerine getirirse katılacağını açıkladı. İlk şart ise siyasi mahkumlara af getirilmesi ve derhal serbest bırakılmaları. Hükümet tarafı ise komünistlerin topladığı devrim vergilerinin durdurulmasını istiyor.

Geçtiğimiz yaz döneminde Esquire’nin Prof Sison ile yaptığı önemli röportaj hareketin Filipinler devriminin toplumsal temelini ve süreçteki dinamikleri öğrenmeyi kolaylaştırıyor. Bu görüşmeden öne çıkan başlıkları Kuram okurları için aktarıyoruz.


ESQ: Hangi dönem boyunca doğrudan Filipinler Komünist Partisi (CPP) -Yeni Halk Ordusu’nun (NPA) liderliğinde yer aldınız? 1986’da hapishaneden salıverildikten sonraki rolünüz neydi? Mevcut durumda CPP-NPA ile ilişkiniz nedir?

JSM: CPP Merkez Komitesinin başkanıydım ve 10 Kasım 1977’de Marcos faşist diktatörlüğü tarafından yakalanmama kadar iki örgütün kurucusu ve NPA’nın tüm siyasi görevlisi oldum. 1986’da serbest bırakılmamdan sonra gazeteci ve yazar oldum ve pek çok gazeteci tarafından CPP’nin Kurucu Başkanı olarak adlandırıldım, başlığın tarihselliği nedeniyle ben de herhangi bir itirazda bulunmadım. Bazen, devrimci hareketin ruhani ikonu olarak da adlandırıldım. Ama daha alçakgönüllü bir şekilde şunu diyebilirim; 1992’den beri barış müzakerelerinde Ulusal Demokratik Cephe’nin (NDFP) baş siyasi danışmanıyım.

Hollanda mahkemeleri ve Avrupa Adalet Divanı, 2007 ve 2009 yıllarında CPP ve NPA’nın faaliyetlerine men kararı getirdi. Nisan 2013’te Filipin Hükümeti (GPH), barış süreci ve müzakere paneli başkanı hakkında başkanlık danışmanı aracılığıyla CPP, NPA ve NDFP üzerinde hiçbir etkimin olmadığını ve böylece NDFP Müzakereleriyle barış müzakerelerinin sona erdirilmesine karar verdiğini ilan etti.

ESQ: Hükümet barış görüşmelerini sürdürmek için ne yapmalı? NDFP, barış görüşmelerinin devam etmesini sağlamak için hangi yeni adımları atacak?

JMS: Barış görüşmelerinin yeniden başlaması mümkündür. NDFP’nin konumu prensip olarak Filipinler hükümetinden resmi bir fesih ihbarının gelmeyeceği hallerde barış müzakerelerinin devam edeceği yönündedir. Filipinler hükümeti, resmi müzakereleri sürdürme isteğini ifade etmek için doğrudan ya da Norveç Kraliyet Hükümeti aracılığıyla NDFP’ye başvurabilir. Resmi görüşmeler, GPH ve NDFP’nin Müzakere Panelleri tarafından yapılır. NDFP, mevcut anlaşmalar ile uyumluluk talep etse bile bu tür görüşmeler için önkoşullar belirlemez. NDFP’nin GPH’nin yaklaşımını beklemek için bir şey yapmak zorunda değil. Geçtiğimiz Nisan ayında basına görüşmelerin sona erdirdiğini duyurdu.

ESQ: Latin Amerika’da, pek çok taviz vermeyen kişi var, Venezuela Chavez, Bolivya Morales, Ekvador Correa ve hatta Brezilya Lula gibi başarılı başkanlık yarışları yaptılar. Benzer bir ideolojiye sahip bir adayın Filipinler’deki mevcut seçim çerçevesi altında başarılı olabilmesinin mümkün olduğunu düşünüyor musunuz? Sizce Latin Amerika’daki adaylar niçin seçim yoluyla iktidar olabildiler?

JMS: Filipinlerde de; Chavez, Morales ve diğerleri gibi anti-emperyalist ve ilerici cumhurbaşkanlarına sahip olmak mümkündür. Eğer GPH-NDFP barış müzakereleri adil bir barışın tesis edilmesi için sosyal, ekonomik ve politik reformlar konusunda kapsamlı anlaşmalar yapmayı başarabilirse bu mümkün olur. Fakat şu anda, değiştirilmemiş mevcut siyasi ve seçim sistemi anti-emperyalist ve ilerici başkan adaylarının önünü kesiyor. Devrimci gözlemciler Chavez, Morales, Correa ve Lula’nın büyük burjuvazinin ve toprak sahiplerinin iktidarındaki seçimlerinde başarılı olduklarını söylüyorlar çünkü ABD ve yerel gerici sınıfları yeterince korkutmadılar. Ulusal bağımsızlık ve bazı sosyal reformları belli bir ölçüde öne sürerek işçilerin ve köylülerin oylarını aldılar. Her halükarda NDFP de, Venezüella’daki ve benzerlerindeki gibi halkın ve adayların gericiler tarafından öldürülmedi ve baskılanmadığı ve ulusal bağımsızlığı, demokrasiyi, sosyal adaleti, toprak reformu yoluyla kalkınmayı savunarak seçildiği diğer ülkelere benzer koşullar yaratmaya çalışıyor.

ESQ: Sizce emperyalist ve ilerici bir adayın önümüzdeki 20 yıl içinde demokratik olarak Cumhurbaşkanı seçilebileceğini düşünüyor musunuz?

JMS: Evet. Önümüzdeki 20 yıllık süre, iktidarın ve küresel sistemin krizleriyle ulusal kurtuluş ve demokrasi için halk mücadelesinin ayrıca barış müzakerelerinin halkın istediği başkanın seçilmesi için yeterli bir zaman. Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi anti-emperyalist ve ilerici bir başkan seçilebilir.

ESQ: Filipinler komünist hareketini Sovyet ideolojisinden uzak tutarak Maoist düşünceye yönlendirdiniz. Mevcut Çin liderliğinin komünist ideolojiye veya Mao’nun ideallerine bağlılığını nasıl tanımlarsınız?

JMS: Çin Komünist Partisi’ndeki Mao sonrası liderlik, Dengist karşı devrimin ürünüdür ve temel olarak sosyalist yoldan kapitalist yola doğru değişim yaşanmıştır. Belli açılardan Çin büyük bir kapitalist güç haline gelmiş durumdadır. Çin’de Mao-sonrası liderlik, Mao’ya ve önceki büyük komünist düşünür ve liderlerin devrimci öğretilerine gerçekte bağlı değildir. Ancak, Mao’nun ve Komünist Parti’nin devrimci dönemlerde sahip olduğu prestij, Çin’in mevcut kapitalist liderleri tarafından kendi yasalarını meşrulaştırmak için kullanılıyor.

ESQ: “Filipinler Toplumu ve Devrimi” çalışmasını Amado Guerrero adıyla yazdınız. Bu çalışmada bugün artık geçerli olmadığını düşündüğünüz tezler var mı?

JMS: Filipinler toplumunun yarı-sömürge ve yarı-feodal olan temel tanımı, halkın demokratik devrimde işçilere, köylülere ve kent küçük burjuvazisine devrimin itici güçleri olarak gereksinim duyması ayrıca devrimin düşmanlarının büyük kompradorlar ve toprak ağaları olması ve devrimin sosyalist perspektifi geçerliliğini halen koruyor. Kendi çalışmamda kusur görmüyorum. Temel önermeler geçerlidir. Zaten geçerliliğini yitirmiş olsaydı ABD ve yerel sömürücü sınıflar halkın demokratik devrimci mücadelesinden bu kadar rahatsız olmazdı. Neoliberal ekonomi politikasının iflası, Büyük Buhran ile karşılaştırılabilir bir krizi beraberinde getirdi ve küresel ölçekte toplumsal kargaşa, saldırganlık savaşları ve devrimci savaşlar ortaya çıkıyor.

ESQ: “Filipinler Toplumu ve Devrimi” çalışması Filipinler-ABD ilişkilerindeki dengesizliği güçlü bir şekilde dile getiriyor. 1898’den beri var olan ilişkiler bunlar. Ancak, ABD’nin üslerini geri çekmesi ve Parite Yasası gibi son derece dengesiz yasaların geçersizliği sonrası ABD’nin Filipinlerin iç işlerine müdahale derecesi azaldı. Bu değerlendirmeye itirazınız var mı?

JMS: Sadece dengesizlikler değil, ciddi çelişkiler de ABD’nin Filipinler ve Filipin halkıyla ilişkilerini belirledi. ABD, halkın geniş kitlelerinin aleyhine Filipin ekonomisi, siyaseti, askeri ve kültürünü kontrol altında tutuyor. ABD, Amerikan askeri üsleri olmasa bile, kukla rejimi ve Filipin silahlı kuvvetlerini ve polisini tavsiyeleri, eğitimleri, askeri kaynakları ve diğer kontrol araçlarıyla yönetiyor. ABD’nin sözde teröre karşı savaşı ve Doğu Asya’ya stratejik geçişten bu yana ABD’nin, Filipin askeri tesislerinde istasyonlardan daha fazlasına sahip olması sağlandı. ABD askeri üslerini kurmak istiyor. Her halükarda, ABD hava ve deniz kuvvetlerine ait savaş gemileri çeşitli bahaneler altında Filipinler denizine daha sık geliyor. 1960’lı yıllarda Japonya ve Avrupa’nın ekonomik olarak yeniden yapılandırılmasından bu yana, ABD, Filipinler ekonomisine ve hatta Filipler siyasetine ve kültürüne hâkim olmak için iki taraflı olanların yanı sıra çok taraflı ekonomik ve ticari anlaşmalar da yaptı. Düzenlemelere rağmen IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü gibi çok taraflı kuruluşlar aracılığıyla ABD emperyalizmi Filipinler’i halen kontrol ediyor.

ESQ: Pek çok kişi için silahlı mücadelenin belirleyici istatistiği, doğrudan yitirilmiş yaşamlar anlamına gelir. Bu istatistiklere rağmen, silahlı mücadelenin önemli olduğunu ve devamlılığı konusunda onları nasıl ikna edersiniz?

JMS: Ezilen ve sömürülenlerin devrimci silahlı mücadelesini yaratan şey baskı ve sömürü sistemidir. İnsanlar, daha fazla mücadele ve sömürüye maruz kaldıklarında savaşırlar. Bu nedenle, NPA’nın silahlı gücü Arroyo ve Aquino rejimlerinin yalanlarına rağmen yaklaşık olarak 6,100 yüksek güçlü tüfek seviyesinden 10.000’e kadar çıkmış bulunuyor. Silahlı devrime daha fazla insan katılıyor çünkü her gün sömürünün şiddetinden ve insan haklarının kaba ve sistematik ihlallerinden nefret ediyorlar. Bunlar iktidardakilerin cezasız kalmasıyla gerçekleşiyor. Devrimci atalarımız gibi devrimci çağdaşlarımız da daha zorlu savaşım veriyorlar çünkü düşmanın üstün askeri güçlerle ölümcül saldırısı altındalar.


Kaynak: Kuramdergisi